Mimar Kağan ERK / METEX Studio Erk Mimarlık


2020 yılı itibariyle Türkiye'yi için alan bir pandemi süreci yaşamaktayız. Pandeminin son bir iki sene içerisinde mimariye getirdiği farklılıkları,özellikle yaşam şekli açısından yaşam mekanlarında değişiklikleri nasıl görüyorsunuz ?


Pandemi sebebi ile insanlar uzun zaman evlerinden dışarı çıkamadı, eve hapis oldu. Evlerde, olduğundan daha çok vakit geçirir hale geldik. Bu da başka ihtiyaçların varlığını ortaya çıkardı. İçeriye daha çok ışık alabilme, temiz hava, büyük balkon, teras bahçe gibi... Yani yasaklarda hava alınacak küçük bir balkonu, terası veya bahçesi olanlar bu dönemin en şanslıları, kısmen de zenginleri oldu.


Yaşadığımız bu sürecin mimariyi ne gibi değişiklikler getirmesini ön görüyorsunuz ? Önümüzdeki senelerde tasarımlarda ne gibi değişiklikler göreceğiz size göre ?


Evinde kapalı ortamda yaşamak yerine, sayfiye yerinde küçük bir dairede sessiz, sakin , yeşil içinde yaşam tercih sebebi olmaya başladı. Okullarda da uzaktan eğitim şekline geçilmesi de bunda önemli bir etken oldu.


Bu da sayfiye yerlerinde yoğun bir şekilde inşaatların artmasına sebep oldu. Bir anda bu yerler büyük şantiyeler haline dönüştü. Nüfus ikiye, üçe katladı. Tabi bu da beraberinde altyapı sorunlarına, trafik problemlerine, sonuç olarak da çevre kirliliğine sebep oldu.

Bir diğer taraftan pandeminin getirdiği artılarda oldu. İnşaat sektörü durgunluktan çıktı ve özellikle az katlı müstakil konut projeleri arttı. Mimari olarak baktığımızda da, yaşam şeklinin dönüşmesi ve buna paralel taleplerin değişmesi gözlemlendi. Tiny House gibi yere bağlı olmayan bir yaşam şekli vardı. Bu tür geçici yapılara olan talepler arttı.


Bu durumu fırsata dönüştürmek isteyen bazı yatırımcılar, aldıkları büyük arsaları küçük parsellere bölerek, size mobil evinizi koyacak ve bunun yanında küçük bir bahçeye de sahip olduğunuz arsalar satmaya başladı. İstanbul’dan başlayarak Çatalca ve Çanakkale üzerinden Ege kıyıları da dahil olmak üzere böyle bir trend görülmeye başlandı. Bu durum, berberinde kaliteli hizmet, kalabalık ve tarım arazilerinin işgali gibi bir takım problemleri de beraberinde getirdi.


Ege kıyıları için ise durum şöyle değişti. Genelde denize kıyısında veya yakınında üç beş konutluk siteler yapılırken, talebin fazla olması sebebi ile daha kalabalık siteler yerini almaya başladı. Denizden uzakta ama güvenlikli siteler inşa edilmeye başlandı. Genelde Bodrum’da gördüğümüz bu ölçekteki projeleri, şimdilerde İzmir-Çeşme hattında da görmeye başladık. Bu projeler denizden uzak olduğu için, inşaat yasağından etkilenmeden inşaatlarını sürdürebilmekteler.


……..


Pandemi bizlere balkonların yaşamımızda ne kadar önemli bir yeri olduğunu tekrar hatırlattı. Özellikle İstanbul’da yapılan projelerde bahçe katları, teraslar ve bahçe balkonlar adıyla satılmaya başlandı. Zemin katta yer alan bu daireler, izolasyon ve böcek sorunları sebebiyle ikinci planda değerlendiriliyor, tercih edilmiyordu alıcılar tarafından. Şimdi ise projelerin en pahalı daireleri olarak satılmaktadır. Sokaktan geçen birisine boğaz manzaralı 5 m2 balkonlu üst katlarda bir daire mi, yoksa 50 m2 bahçe katlı zeminde bir daire mi diye sorsak, büyük çoğunlukla gelecek cevap zemin kat daire olacaktır diye düşünüyorum.


Türkiye özelinde pandemi ile beraber şehirlerden kırsala bir göç gözlemleniyor. Siz buna katılıyor musunuz ?


Evet doğru. Şöyle bir tespitte var. Küresel ısınma ile Akdeniz’in suyunun ısınması, Marmara Denizi’nin kirlilik ile bozulması sebebi ile deniz kıyısı için insanlar daha ılıman Karadeniz sahillerini tercih edebilir. Denizden ziyade kırsala, doğaya göçü de hızlandırabilir. Aslında bu kırsal bölgelerin, beldelerin kalkınması, ve yoğun şehir popülasyonlarının azalması için iyi bile olabilir.


Burada yerel yönetimlere önemli bir görev düşecek. Çünkü yaşam şekli, yerel mimari, kullanılacak malzeme ve gerekliliklere göre İstanbul’da bir konut ile Urfa, Mardin, İzmir veya Samsun’da yapılacak yapıların farklı olması gerekir. Yerel yönetimlerin kendi imar mevzuatını hazırlaması ve buna göre bir düzen getirmesi gerekli olacak.

Büyük şehirlerin, metropollerin dışındaki şehirlerde yapılan binalarda daha geleneksel, 30 - 40 sene öncesinin kabulleri ile yapılar inşa edilmekte. Örneğin, o zamanın teknolojisine bağlı olarak aluminyum doğramalar yalıtımsız, küçük ebatlarda, iç mekana az ışığın girdiği bir tipolojide yapılmakta. Bahsettiğimiz göç ile buralarda yapılacak yapılarda güncel teknolojiden de yararlanılarak daha işlevsel ve kullanışlı yapılara doğru bir geçiş olabilecektir.



Sizin çalıştığınız projeler arasında konutların yanında otel projelerinin de çoğunlukta olduğunu biliyoruz. Pandemi bu sektörde sizce ne gibi değişiklikler getirecektir?


Sokağa çıkma yasakları sebebi ile geçen sene ve bu sene sezon başı da dahil olmak üzere turizm sektörü sıkıntılı günler geçirmekte. Özellikle yurt dışından gelecek turistlerin gelememesi sektörde önemli oranda ciro kaybı yaşattı işletmelere.

Yasakların azalması ile beraber açılan turizm sektöründe, turistlerin tercihi ,daha az kalabalık olan butik oteller ile bu bölgelerde yer alan kiralanabilir konutlar olmaya başladı. 2020 yazında, Antalya’da 400-500 odalı oteller sezonda yüzde 50 - 60 boş iken, kırk odalı butik otellerde yer bulamıyordunuz. Bununla birlikte , kalabıktan kaçmak için kiralık evlerde de büyük artış gözlemlenmekte.


Bunu mimari yaklaşımlarda nasıl gözlemleyeceğiz gelecekte ?


Biz mimarlar yapacağımız tasarımlarda yapıların dönüşüm ihtimallerine daha açık olmasını sağlayacağız. Örnek vermek gerekir ise, büyük otel projelerinde ortada uzunca bir koridor ve sağ ve sol tarafta sıralı odalar koridor boyunca yer alıyordu. Bu standart bir otel odası kat şemasıydı. En son Bodrum’da tasarladığımız bir otel projesinde odaları birer küp hacim olarak ele alarak bunları yan yana veya ileri geri oynayarak daha hareketli bir doku yakalamaya çalıştık.Bu kütleler, Bodrum dokusuna uygun büyüklüklerde , silüete aykırı kaçmayan ,aynı zamanda klasik otel mantığının dışında, birer konut yapısı gibi olmasını hedefledik.


Çevremizde sohbetin başında sözünü ettiğimiz TinyHose ve benzeri yapıları daha fazla görmeye başladık. Bu konuda bizleri neler bekliyor sizce ?


Konteyner, minibüs ve hatta otobüslerden dönüşen yapılar gündeme geldi. Çok ucuz fiyatlara alınan bu öğeler, dönüşüme ve tadilata girerek hafta sonları kalınan küçük konutlar olmaya başladı.


Aslında bu tür geçici yapılara yabancı değiliz. Bundan yaklaşık 20 - 30 sene öncesinde bu kadar otel yokken, deniz kıyısı sayfiye yerlerinde insanlar çadırlar kurardı. Sanırım göçebe kültürümüzün getirdiği bir alışkanlık. Belki ileride arabanızın bagajında 100 m2 lik katlanır bir çadırınız olacak ve gittiğiniz yerde kolayca açarak kullanacaksınız. Bu tür bir yapılar geçici ve taşınabilir olduğu için inşaat ruhsatına tabi değil. Burada çözülmesi gereken konu bu tür yapılar için bir alan tahsis edilmesi ve elektrik-su-tuvalet gibi altyapı ihtiyaçlarının sağlanması olacak.


Sonuç olarak, mimari aluminyum sistemler alanında bizlerden beklentileriniz nasıl şekillenir sizce ?


Pandemi ile beraber iç-dış kavramı sorgulanır oldu. Genelde dışarı kötü hava koşullarını barındıran ve içeride optimum konfor için kapı-pencere sistemleri bir katman olmaktaydı. Şimdi ise kapı-pencereler sizin dışarıya, doğaya açıldığınız bir geçit olarak yer almakta. Şimdi bu yapı elemanlarından beklenenler, daha büyük ebatlı olması, olabiliyorsa tamamen bir yere toplanması ve yaşadığımız mekanı dışarısı ile bütünleştirmesi olacak. Kötü hava koşullarında konutun veya mekanın içindeyken olabildiğince gün ışığını içeri kontrollü bir şekilde alabilmek.


Eskiden insanlar ev aldıklarında hemen balkonlarını aluminyum sistemler ile kapatarak kullanırlardı. Günümüzde teras, bahçe, balkon gibi açık yaşama alanlarının değeri daha iyi anlaşılmış durumda.


Bize zaman ayırdığınız ve bu güzel sohbetiniz için teşekkür ederiz.


Ben teşekkür ederim.